| ACILARIN ÖĞRETMENİ EMRAH |
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. | |||
| Pazartesi, 14 Haziran 2010 11:40 | |||
|
Emrah öğretmen, yılların tecrübesini kısıtlı imkânlar dahilinde öğrencilerine sunmaya çalışan fedakârlığıyla nam salmış bir devlet memurudur. Doğup büyüdüğü yerden de eşinin memleketinden de oldukça uzaktadır. Kirada oturur, çocuk okutur, fatura öder, vergi verir, mutfak masrafı eder… Üç yıl önce “artık şart oldu” deyip de aldıkları 98 model arabaya benzin koyar.
Gazetede, televizyonda, internette “öğretmene müjde” diye şişirilen zam haberlerini takip eder, yorumları dinler. Haberi hazırlayan patlatmıştır manşeti: “Öğretmenlerin yüzü gülüyor. Hükümet yüzde iki buçukluk zammı, yüzde üçe çıkardı. Yeni zamla beraber, göreve yeni başlayan bir öğretmenin maaşı … liraya yükseldi.” Emrah öğretmen şaşkındır; çünkü on küsür yıllık öğretmen olmasına rağmen, üç nokta kısmında belirtilen maaş miktarı kendi maaşından bile çok daha yüksektir. İnternet haberinin altında okuyucu yorumları gözüne ilişir:
“Allah bu öğretmenlerin belasını versin. Kamyon dolusu para alıyor, hâlâ sızlanıyorlar.”
“Bu devirde öğretmen olacan. Hem yan gelip yat, hem de bu kadar parayı alıp da burun kıvır. Oh ne ala memleket!”
“Bu öğretmenler, daha neye itiraz ediyorlar, anlayamıyorum. Ben 600 lira maaş alıyorum. Sizin aldığınız burnunuzdan gelsin.”
“İşsizim. Bana o paranın yarısını versinler, onların iki katı daha fazla öğretmenlik yapayım.”
Hak ettiğini almaya çalışmak yerine, başkalarının aldıklarına göz diken bir toplumun her türlü sömürüye müstahak olduğunu düşünen Emrah öğretmen, bir yandan da sınav soruları hazırlamaktadır. “Aman, soruları kolay yapayım da kimse kalmasın” gayretindedir. Çünkü öğrenciler kaldığı zaman öğretmenin başı ağrımaktadır.
Geçen sene okula pek uğramayan ama devamsızlıktan da bir türlü kalmayan bir öğrencisini dersten bırakmıştı. Müfettiş gelmiş, Emrah’a sormuştu durumu; lakin sormadan önce de MEB’in her yıl öğretmenlerine yaptığı hatırlatmayı eklemişti: “İlköğretim, öğrencileri eleme yeri değildir. Öğrenci sınıfta bırakılır mı öğretmen?”
Emrah öğretmen durumu açıklamaya çalışmıştı: “Müfettiş bey, bu öğrenci okula pek uğramaz, sınavlara da girmez. 8.sınıftadır, ama okuma yazmayı da öğrenmedi. Ailesine yüzlerce kez haber saldım, kimsenin ilgilendiği yok. Üstelik bu öğrencinin ağzı da bozuktur, geçen gün önce bana sonra da başka bir öğretmen arkadaşa ağza alınmayacak laflar etti. Hatta bu öğrenci uyuşturucu madde aldıktan sonra bir öğretmen arkadaşa yumruk atmaya çalışmış, ama arkadaş yumruktan kurtulup bir tokat atmıştı bu öğrenciye.”
Müfettiş, belki de öğretmenliğinde bambaşka düşünmesine karşın, müfettişliğinin karizmasıyla nasihatlere başladı: “Bir: Öğrenciyi okula sen getireceksin. İki: Sınavlara girmesini sen sağlayacaksın. Üç: Okuma yazmayı niçin öğretemedin? Dört: Öğrencinin ailesine haber salmakla olmaz, kapılarına gidip yalvaracaksın. Beş: O öğrenciyi rehabilite ederek kazanacaksın. Altı: Öğrenciye tokat atan hangi öğretmendi, adını ver memurluktan attırayım…”
Sınıfta 50 öğrenciden kopan gürültü artık Emrah öğretmeni rahatsız etmemektedir. Ana babasının ilgisinden yoksun kalan öğrencilerin her birine ilgi ve sevgi sunmaktadır. Dayak yese bile dayak atmamaktadır. Duygularını kontrol edip ağlamamaktadır. Ayın sonunu getiremediğinde, hiçbir şeyin aslında bir son olmadığını, her sonun aslında yeni başlangıçlara gebe olduğunu düşünmektedir. Yan gelip yatamamaktadır, ancak “yatıyorsun” diyenlere de ses çıkarmamaktadır. “Eğitim sistemimiz harika, AB standartlarını yakaladık” diye eğitime bakanlara saygıda kusur etmeden, bir şeylerin yanlış gitmesindeki tüm günahın kendisinde olduğu vurgusunun altında ezilmektedir. Güven DOĞAN AES Bitlis Temsilcisi ve Genel Başkan Danışmanı
Yorumlar (3)
Joomla components by Compojoom
|









