AB ve SOROS FONLARI SÖMÜRGELEŞTİRİYOR Yazdır e-Posta
Kaan TURHAN tarafından yazıldı.   
Cuma, 25 Ocak 2008 16:48

AB ve SOROS FONLARI SÖMÜRGELEŞTİRİYOR

'SİVİL TOPLUM' İŞGALİNDE GÜDÜMLÜ SENDİKALAR

  

Kaan TURHAN

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

       Türkiye'nin, uluslararası alanda bağımsız dış politika kaygısızlığından kaynaklanan adımları; günden güne baskı unsuru niteliğiyle, emperyal güdümlülüğü derinleştiriyor. Amerikan Neo-Con'larının düşünce kuruluşlarıyla dirsek teması içindeki İkinci cumhuriyetçi, liberal "aydın" tiplemelerinin, cemaatinin çıkarlarını ulusal çıkarların önünde gören "batı destekli irtica" yapılanmalarının, AKP iktidarının koşulsuz destekçisi olan kimi bölücü, siyasal İslamcı ama her alanda batıyla işbirliği içinde olan oluşumlar ve bu oluşumların, tek umudu olarak yükselen Avrupa Birliği, Türkiye'nin bağımlılığını, ulusal değerlerini, kültürel, siyasal, ekonomik bünyesini sorunlu dokularla örme stratejisini sürdürüyor.

 ABD ve AB fonlarıyla beslenen sendikalar da sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor. Değerli araştırmacı Yıldırım Koç yeni kitabı, "Türk Sendikal Hareketi ve Çağdaş Misyonerler"de; dış ülkelerden para alan, projecilik de yapan sendikaların, emperyalist sömürünün hedef ülkelerindeki koç başları olabileceğinin örneklerini sunuyor. Dün birbirlerine dış güdümlülüğü belirtmek açısından, "sarı sendika" suçlamalarını dillendirenler; Amerikan'ın eğittiği, casusluk çerçevesinde bir CIA projesi olan istihbaratçı sendikacı yetiştirme çalışmalarına katkı sağlamada yan yana gelebilmektedirler. Bu gibi çelişkileri vurgulayan çalışmasında Koç, emperyalist ülkelerin Türkiye'de sendikacılık hareketine müdahalelerini de şöyle açıklıyor: "ABD'nin ve AB'nin bölgemize yönelik politikaları, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısının bütünlüğü, bağımsızlığı, laik ve demokratik sosyal hukuk devleti, ulusal egemenlik, demokrasi, insan hakları, sendikal hak ve özgürlükler ve işçi memur hakları açısından büyük tehdit oluşturmaktadır…Ülkemizdeki anti emperyalist ve ulusalcı güçlerin bu dayatmalara karşı direnişini önlemek veya zayıflatmak amacıyla da kapsamlı programlar uygulamaktadır. Bu sinsi programların en önemlisi, "demokrasi", "insan hakları", "sendikal haklar" görünümü altında en güçlü potansiyel direniş odağı olan işçi sınıfı ve sendikacılık hareketini denetim altına almak veya en azından bu mücadelede etkisizleştirmektir."( s.129)    

   Laiklik ve Sendikal Bağımsızlık Tehdidi    Yıldırım Koç'un önemli saptamalarıyla; Türkiye'de uygulanan güdümlü politikalarla, laiklik, ulus devlet zayıflatılıyor. Dolayısıyla, sendikal bağımsızlık, işçi sınıfı bilinci de bu temel çerçevede cendere içine alınmış görülüyor. İşçi sınıfı; etnik, dinsel, mezhepsel ayrımlarla, cemaat çıkarlarının başatlığıyla "kul" olmakta ve baskılanan işçi kimliğini örgütsel düzeyde de yaşayamamaktadır: "Laikliğin yok edilmesi, ulus bilinci yerine ümmet bilincini öne çıkaracaktır. Ümmet bilincinin hakim olduğu koşullarda sınıf kimliğinin ve bilincinin gelişmesi de mümkün değildir. Böylece bu durumda, işçilerin 'yurttaş' kimliğiyle sendikalarda örgütlenmesi değil, tarikat ve cemaatler içinde şeyhlerin 'kul'u haline sokulması söz konusudur." ( s.65)

 

       Bağımsız ülke, bağımsız cumhuriyet, bağımsız ulus olmadığı sürece de laikliğin içinin boşaltılması kolay olacaktır. Avrupa'daki sömürünün ve AB emperyalizminin sömürüsünün ortaklığını yapan Avrupa işçi sınıfı açısından; kapitalizm ve emperyalist sömürü yağma olduğu sürece, Avrupa işçi sınıfının kullandığı ifadeyle, "emeğin Avrupa'sı, ABD'si, Japonya'sı"yla "sermayenin Avrupa'sı, ABD'si, Japonya'sı" arasında önemli fark kalmamaktadır. Avrupa işçi sınıfının "emeğin Avrupa'sı"ndan anladığı, kapitalizm ve emperyalist sömürü yağma temelinde sosyal refah devletidir. Emperyalist ülkelerin, sömürü mekanizmalarını anlamak açısından, sendikalar ve devlet arasındaki ilişkiyi, Yıldırım Koç, şu biçimde özetlemektedir: "sendikaların uluslararası ilişkilerde izlediği politika, işçi sınıflarının kısa vadeli somut çıkarlarıyla genel olarak uyuştuğundan, devlet politikalarıdır. Bazı ülkelerin sendikal merkezleri, dış politikada ortak tavır izleme sürecinde istihbarat örgütleriyle iç içe geçmektedir. Sendikaların devletle para ilişkileri artmaktadır. Bazı örgütler, yalnızca azgelişmiş ülkelerdeki çalışmaları için devletlerinden para alırken, bazı örgütler kendi çalışmalarının finansmanında da devlet yardımından yararlanmaktadır." (s. 111)

 

Bölücülüğe Destek Avrupa Sendikalarından

 

       Avrupa Birliği'nin, Türkiye'yi sözde Ermeni soykırımı, Ruhban okulu, Ege Sorunu, Fener Rum Patrikhanesi'nin statüsü, KKTC'nin bağımsız istencini baskılamayı sürdürürken; terör örgütü PKK'ya ve Irak'ın kuzeyindeki kukla devlet konusunda da aleyhte propaganda yapmayı, hibelerle, fonlarla, projecilikle, her türlü istihbarat savaşını sivil toplum örgütleriyle gerçekleştirmektedir. Kurtuluş Savaşı, Kemalist Devrim, Cumhuriyet, Türklük gibi değerlere karşı; emperyalizm, tavrını ortaya koymaktadır. TÜRK-İŞ, DİSK, HAK-İŞ ve KESK'in üye olduğu, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Yönetim Kurulu 4 – 5 Aralık 1997 günü şu karara imza atmıştır: "Yönetim Kurulu, örgütlenme ve toplu pazarlık konularında sendikal haklar, düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğü ve aynı zamanda Kürtlerin hala tanınmamış olan hakları konularının, gelişme sağlanması gereken alanlar olduğunu kaydetmektedir." ( s.61) Terör örgütünün faaliyetlerini; "Kürt asiller", "ulusal Kürt hareketi" gibi kavramlarla niteleyen Avrupa ülkeleri, kendi topraklarında her türlü ayrılıkçı gücü, teröristi barındırmakla kalmıyor, uluslar arası alanda propaganda desteğini de sınırsız bir biçimde tanıyor. ETUC, 1 Eylül 1999'daki basın açıklamasında şunları dile getirmekte: "ETUC, Kürt nüfusunkiler de dahil olmak üzere, demokratik ve sosyal haklar için verdiği mücadelede Türk sendikacılık hareketini ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak tanınmasını desteklemeye devam edecektir." ( s.63)

 

AB ve SOROS Fonlarıyla Emperyalizme Hizmet

 

       Yeni Dünya Düzeni aldatmacasıyla güdümlenen, emperyal projelerde etkin rol üstlenen Türkiye'deki sendikalar; AB'den ve SOROS'tan ciddi miktarlarda paralar almakta ve AB'nin bölgesel yapılanmasının derinleştirilmesinde, emperyalizmle yaşamaya muktedir kitle oluşturmak konularında hizmette sınır tanımamaktadırlar. DİSK'e bağlı Dev.Maden-Sen Genel Başkan Vekili Tayfun GÖRGÜN'ün, "Özel Sektör Madenciliği Alanında Ekonomik ve Sosyal Haklar Uygulamalarının Araştırılması ve Geliştirilmesi" projesi için söyledikleri hakkında haber şöyleydi: "SOROS Vakfı'na başvurmak için ilk başta tereddüt ettiklerini belirten Görgün, bu endişelerine rağmen Açık Toplum Enstitüsü'nün kendilerine projeyle ilgili hiçbir müdahalede bulunmadığını söyledi. Görgün, 'hangi finansör olursa olsun, hepsi kapitalist bunların zaten; bizim için Avrupa Birliği de, İsviçre Kalkınma Ajansı da, SOROS da aynı; biz kendimizi biliyoruz' dedi" (s. 141) DİSK, "Sivil Toplum İşbaşında" projesi için MEDA Demokrasi bütçesinden 150.000 Euro para almıştı. DİSK'in 15.9.1997 – 30.06.2000 döneminde aidat gelirleri 317,2 milyar lirayken; içinde proje gelirlerinin yer aldığı 'diğer gelirler' 143 milyar liradır." (s.153)

 

       Yıldırım Koç'un verdiği bilgilere göre; Avrupa Komisyonu, Türkiye İş Kurumu aracılığıyla projeler uygulatmakta ve para dağıtmaktadır. Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, HAK-İŞ'e bağlı Hizmet-İş Sendikası, MÜSİAD Genel Merkezi, TİSK'e bağlı Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), DİSK'e bağlı Dev.Maden-Sen, TÜRK-İŞ'e bağlı Tekgıda-İş Sendikası Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Şubesi, TÜRK-İŞ'e bağlı Demiryol-İş Sendikası Adapazarı Şubesi bulunmaktadır. (s.161) Yine, Mazlum-Der ve Memur-Sen üyesi Diyanet-Sen'se Avrupa Birliği'nden 40 bin Euro alarak, din adamlarına insan hakları öğretmiştir. ( s.162)

 

KKTC'yi Baskılama Sürecinde Sendikal Boyut

 

       KKTC'nin uluslararası alanda yalnızlaştırma süreci hızla ilerlerken, "imam operasyonu"yla gelinen sürece değin her türlü oluşum, KKTC'nin yazgısını AB projesine eklemlenme stratejisini desteklemiştir. Bu sürece, sendikalar da dikkat çekici bir biçimde dahil olmuştu. 5 – 6 Şubat 2003 tarihleri arasında düzenlenen, Yunanistan Türkiye Kıbrıs Konferansı'na; Türkiye'den DİSK, HAK-İŞ, ve KESK, Yunanistan'dan GSEE ve ADEDY, Kıbrıs'tansa TÜRK-SEN, DEV-İş ve KTAMS'la SEK, PEO ve PASYDY temsilcileri katılmış ve "iki bölgeli federal bir çözüm" tartışılmış ve Kıbrıs'ta Annan Planı desteklenmişti. (s. 160)

 

Sendikal Bağımsızlığı Sağlamak İçin Çözüm

 

       Yıldırım Koç'un önemli çalışmasından dikkat çekici ayrıntıların yanı sıra işçi sınıfının ve sendikaların asıl sorunlarını da aktarmak önemli görünmektedir. Emperyalist projelere dahil olan sendikaların, gerçek sorunlara karşı duyarlı olabilmelerinin önündeki engel; çözümleyici bakış açısı noktasında emperyal merkezleri sorgulamaktan uzak tutumlarıdır. Bu çerçevede gerçek sorunları Yıldırım Koç, şöyle saptamaktadır: "İşçi sınıfını etnik kökenlere göre bölme tehdidi, laik yapıyı ortadan kaldırma tehdidi, işsizlik, kayıt dışı istihdam, ekonominin dışa bağımlı yapısı, özelleştirmeler, sosyal devletin tahrip edilmesi, yerelleşme, sosyal güvenlik reformu, çalışma mevzuatı, iş kazaları ve meslek hastalıkları. Bu gerçekleri görmekten yoksun kitleler ve yöneticiler temel sorunu da görememektedirler. Koç'a göre temel sorun: "Günümüz Türkiye'sinde, sendikasız işçiler ve memurlar, işsizler, emekliler, küçük esnaf ve sanatkarlar, küçük çiftçiler, Türkiye'de bağımsız sanayi kurmak isteyen sanayicilerle emperyalistlerin çıkarları temelden çelişmektedir. (s. 182) Bu temel çelişkiyi çözecek güç de sendikaların bağımsızlığını sağlamak adına, bakış açılarına "bizi mahvetmek isteyen emperyalizm, bizi sömürmek isteyen kapitalizm" çerçevesini oturtmalarından geçmektedir.  

 

 

(Yıldırım Koç, Sivil Örümceğin Sendikal Boyutu Türk Sendikal Hareketi ve Çağdaş Misyonerler, Toplumsal Çözüm Yayınları, İstanbul – 2007, Ss. 184)

Kitap İçin İrtibat: 0505 744 33 51

Yorumlar (0)
Yorum yaz
İletişim Bilgileriniz :
Yorum: