Emperyalizme Hizmette Sınır Yok! Yazdır e-Posta
Kaan TURHAN tarafından yazıldı.   
Cuma, 02 Ocak 2009 03:33

Güzel Amerikalı’dan, Hablemitoğlu’na Cumhuriyet’in Tutumu

 

Türkiye, emperyalizme dönük yüzünün olağanüstü derinleştiği bir dönemden geçiyor. “Mustafa”, “Ergenekon”, “özür diliyorum”, “ulusalcı terörist” gibi daha nice kavram kargaşası içinde sömürü daha bir egemen yapı bozuma dönüşüyor. Değerlerin ve devrimlerin hiçleştirildiği güç kayması emperyalizme hizmet eder bir toplum yaratma çabalarına gem vuruyor. Türk aydını cinnet geçiriyor. “Aydın” denenlerin de kime ve neye hizmet ettiği de tartışmalı olduğu, bu topraklara ihanetin ezelden beridir çakılı olduğu bir çividir. Türk aydını ihanet yorgunu olmuştur. Bizden görünenlerin “kıblesi” para, şeyh, ağa ve en başta da emperyalizmdir.

 

Gücü tükenen bir ulusun başvuracağı tek şey isyan edebilme iradesini göstermektir. Kendini soyanlara ve yok hükmünde görenlere; salt seçim dönemlerinde anımsayanlara karşı başkaldırmaktır, asıl olan sorumluluğu! Bu direnişi ve derlenişi, doğrudan emperyalizmi hedef gösteren öncüllerle harekete geçirmek olanaklı görünmektedir. Yoksa fikri ve ideolojik yalpalamalarla onurdan söz etmek cahilliktir. “Yazar, önce vicdanına karşı sorumludur. Yazar yine önce içinde yaşadığı topluma, halkına karşı sorumludur. Bu sorumlulukları duymayan, kalemleri satılık yazarlar çok çabuk toplumda açığa çıkar belli olur. Maskeleri çabuk düşer. Malherbe, yazara şu soruları sorarak yazarın kişiliğini, sorumluluğunu saptar, tanımlar: ‘her şeyi yazabilecek kadar kendini özgür hissediyor musun? İnsan ve toplum hakkında yeterli deneyin var mı? Kişisel bir dünya görüşüne sahip misin? Birbirine benzemeyen belirsiz hislerinin halis, saf derinliğine inebildin mi? Vicdanının sesi insancıl mı?”[1] Samim Kocagöz’ün yazar ve sorumluluk üzerine söyledikleri, ortaçağ karanlığındaki “media”ya saplanan kılıç olsun!

 

İçimiz tuz öğütüyor! Yazılanlara ve yapılanlara karşı söyleyecek sözü olanlar, “acaba” deyip kala kalıyorlar! Çok açık ve net, endişe: Türkiye’nin emperyalizme dönük yüzü “Silivri” bizi de yutar mı? Kimileri de Kemalistlere saplanan hançeri göremeyecek denli küçültmüşler ve Ergenekon’la gelinen noktayı sindirmişe benziyorlar. Cumhuriyet Gazetesi bu konuda ciddi bir çuvallamanın içinde!

 

Devrim şehidimiz Dr. Necip Hablemitoğlu’nun 6. ölüm yıldönümünde; ertesi günü 19 Aralık tarihli gazetelere baktığınızda, hiçleştirilen mücadele insanının kalıtlarından dahi eser görülmüyor. İğdiş edilmiş, cüceleştirilmiş anma törenlerinde olmayan, Ankara’nın göbeğinde oturan Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın ismi küçük bir yamama operasyonuyla mezarı başında yapılmış bir açıklama izlenimi uyandırılarak, sözleri iki cümlelik “haber değeri görülmeyen” sütuna yapıştırılıyor. Borçla, işsizlikle mücadele eden bilinçli aydınların ismi dahi haberde geçmiyor. Aynı gün Ergenekon’dan tutuklanan onurlu Türk kadını, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un mahkemedeki ifadeleri yer almıyor. Sevgi Erenerol şöyle başlamıştı mahkemedeki ifadesine: "Bundan 6 yıl önce sevgili arkadaşım, aile dostum, mücadele arkadaşım Necip Hablemitoğlu evinin önünde zalimce katledildi. Onun pırıl pırıl zekası ile mücadele edemeyenler onu katlederek susturdular. Şayet hayatta olsaydı o da bizim gibi bu salonda olacaktı. Tıpkı Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi. Bu operasyonun senaryosu Atlantik ötesinde hazırlanmış olup, ülkemizdeki işbirlikçileri aracılığıyla hayata geçirilmiş bir davadır. Talimat Washington'dan verilmiştir. Avrupa Parlementosu'nun Mart başındaki Türkiye raporunda ise 'Ergenekon'un üzerine kararlılıkla gidilsin' deniliyordu." Acaba Cumhuriyet’te kimler rahatsız olmuştu Sevgi hanımın bu sözlerinden! Alman Vakıfları’na hizmet eden sorumlular mı? Köstebeklerle işbirliğinde olanlar mı? F tipi kuruluşlarda kurul üyeliği yapanlar mı? Kim rahatsız olmuş olursa olsun, temel çelişki kuşkusuz onurdan yoksunlukla, gazeteyi kuş yapıp uçuranlarla ve yarısından fazlasını reklâm mezarlığına çevirenlerle ilgili bir durum! Var mı peki Uğur Mumcu bizim şehidimiz, Necip Hablemitoğlu bizim şehidimiz değil, demenin neye hizmet ettiğini! Aynı gazetenin, “El Tayyip” kitabıyla, başbakanın yolsuzluklarını gündeme getiren, “kaza sonucu”(!) yaşamını yitiren Mehmet Bölük’ü andığını gördünüz mü? Onurlu Türk aydını, çevirmen Bertan Onaran’ın taşra baskılarında yayımlanması uygun görülerek alınan yazılarının yerine “bar, kafe” reklâmlarının yapıştırılarak yayımlanması karşısında neler duyumsadınız? İyi ki de Mehmet Faraç, Ergin Yıldızoğlu, Bahadır Selim Dilek, Mahmut Gürler var ki gazete okunur bir hal alıyor!

 

Geçmiş dönemlerde de eleştiri konusu yapmıştım. Ali Sirmen, Amerikan destekli, Amerikan NGO’larından aldığı paralarla yolunda yürüyen, Beyaz Saray’a kırmızı halılarda kabul edilen, Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri eşliğinde ziyaretlerde bulunan Tuna Bekleviç’i ve partisi Güçlü Türkiye Partisi’ni öve öve bitiremiyordu! Yine başka bir tavşan daha çıktı Sirmen’in şapkasından! 06.12.2008’de: “CHP’nin tek parti döneminin mirasının da, aktiflerinin de pasifleri de olduğunu, bunu da en iyi CHP’lilerin değerlendirmesi gerektiğini…bu arada Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde olduğu gibi, ‘Tek Parti’ yönetiminin en yoğun yıllarında bile CHP içinde belirli, biraz mahcup da olsa bir muhalefetin olduğu..” Paranın sıcak kokusuyla “aktif, pasif” dil alışkanlığı Kemalist Devrimi maalesef ki açıklamaya yetmiyor. 07.12.2008’de de gazeteci kılıklının yaptığı “Mustafa”yı anlatırken: “kimin hakkı vardır, bir başkasının Mustafa Kemal’i aynı kendi gördüğü gibi görmesini istemeye?” Tek bir Mustafa Kemal Atatürk olduğunu bilmez mi, yoksa işine mi gelmez gerçek Mustafa Kemal! Emperyalistlerin uydurduğu büyük yalandan özür dileme kampanyası başlatan; Soros aydınlarının çabaları için de, 15.12.2008 tarihinde: “hiç kuşkusuz, her toplumun tarihinde ak sayfalar gibi kara sayfalar da vardır. Hiçbir toplum bundan münezzeh değildir…hiçbir ulus da koca bir tarihin tümünde ellerinin temiz olduğunu iddia edemez. Türkiye de gerçekten geçmişinde özür dilenecek bir şey olmuşsa diler..” demiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haklı tepkisine karşılık da: “hangi demokratik ülkede, bir kısım aydınlar bir bildiri yayımladığında basın gidip Silahlı Kuvvetler’e ‘ne düşünüyorsunuz?’ diye sorar? Böyle bir soru sorulsa bile hangi ülkede, ‘bu konu Silahlı Kuvvetler’i ilgilendirmez’ anlamını taşıyan veya buna yakın olanın dışında bir yanıt alabilirler? Aydınların tarihi bir konuyla ilgili dilekçeleri TSK’yı ne ilgilendirir?” Sirmen, Fransız etkisinde fazlaca kalmış olacak ki, Türk Ordusu’nu kışlasında yok hükmünde görüyor, yazık!

 

Mustafa Kemal’in her taşın altından sen çıkıyorsun dediği başyazardan, “Güzel Amerikalı” kitabıyla Amerika’ya güzellemelerde bulunan başyazara, Batı kapitalizmine sırnaşan yazarlarından, Alman ekolünün başatlığının korunduğunu sık sık anımsatan ve Alman tarihine ve yöneticilerine övgüler düzen ve hala Almanya’nın şefkatli kollarında yaşayan güdümlü yazarlarına, Ergenekon’a “gazeteci kimliğiyle girip gazeteci kimliğiyle çıktığı”nı söyleyerek, tutuklananların tümünü yandaş medyanın yaftalamalarına eklemlenmesini derinleştirenlere…Cumhuriyet’in yoğun bakım sürecine girdiğini anımsatmak yararlı olacaktır!

 

Osmanlı’da aydın kıyımı sürgünler yoluyla Malta’ya yapılıyordu. Günümüzdeyse sürgün yeri; emperyalizmin yeni karargâhı Silivri olmuştur! Bunu göremeyen göz ya kördür ya da Batı kapitalizmi serumuyla ölüme sürüklenen yoğun bakım hastası!

   

 


[1] Samim Kocagöz, Yazarın Sorumluluğu, Türkiye Yazıları, Sayı: 51, Haziran – 1981, s.36

Yorumlar (0)
Yorum yaz
İletişim Bilgileriniz :
Yorum: