Savaşmayanların Savaşanları Yönetmesi Kanla Yazılan Yazı: Ölüm mü Kalım mı? Yazdır e-Posta
Kaan Turhan tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Mart 2008 07:27

Benim yazılarımı izleyen okuyucularımız, araştırmalarımın belgelerle, kitaplarla, dergilerle, makalelerle örülü olduğunu bilmektedirler. Ancak bu yazımda kaynaksız yazmak istiyorum. Gelinen noktada Türkiye'nin durumu başka bir yere gidiyor ve çok daha ciddi boyutlara ulaşıyor. Aydın gerçek konulardan söz ediyorsa, susmuyorsa, söyleyecek sözü olduğunu kanayarak, kahrolarak yazıyorsa ve karşılığında korku imparatorluğu varsa; hedefe ulaştıramıyorsa çok önemli sorunlar var demektir. Öncelikle dergi ve kitap yazarı olarak belgeler dışında konuşmadım ve yazmadım. Söz konusu olan bu yazım, titreyen bedenimin, uykusuzluktan kızaran gözlerimin, üşüyen yüreğimin sonucudur. Umutsuzluk gibi, yaratılan sorunları derinleştirmek gibi bir niyetim de yok! Sesli düşünmek istiyorum ve halkıma sadakatle, samimiyetle yitirilen Türkiye'yi, öz sorgulamalarımla, çuvaldızla kalemimi elime alıyorum!

Kaybedilen bir Türkiye'den söz ediyoruz artık. Yenilmiş, bitkin düşmüş, kuşatılmışlığın son nesil görüntüsü çırpınma sahnesini izliyoruz. Kavramların değer yitimine uğradığı, çapraşıklığın diz boyu olduğu, devlet geleneğinin iğdiş edildiği, Türklük çekirdeğinin çatladığı, yanıklığını buram buram duyduğumuz ellerimizin toprak kokusunu unutuşumuzu ve her şeyiyle bir ulusun tarihsel bunalımların ötesinde bırakabileceğimiz son izleri vuruyoruz kara bahta..

 

Savaşmayanların, savaşanları yönettiği bir ülkede yaşadığımız sürece ve bu kısır döngünün alametleri sürdüğü sürece yengi söz konusu olamayacak. Kenan Evren'le başlayan ABD liyakat madalya boyunduruğunun boğazımıza düğümlendiği süreçte; sözcükler dönüyor dolaşıyor, Mustafa Kemal'in "Dolmabahçe”sine kilitleniyor. Kim bilebilir ki onurlu Türkiye'nin böyle seçkin bahçeleri, büyük adamlarla; Kuvva-i Milliye'nin karşısına dikilen işbirlikçi Kürtçü İslamcı artıklarının uzlaşı çitleriyle çevrilsin!

 

Aydın sorumluluğunun gerektirdiği şey gerçeği katıksız bir biçimde söylemektir. Medya baronlarının susturdukları, paranın sıcaklığını yüreklerinde hisseden "yazar"kasalar, yabancı ülkelerin etki ajanı olanlar, hoca efendilerinin kuklası olanlar ve diğer tüm uşaklık türevi bozması onurdan yoksun kimselerden, kimse beklemesin: bunlar ezberi bozmayacaklar!  Kemalistler, AKP'nin ikinci zaferiyle birlikte yaşanan kırılmaları görmek durumundadırlar! Kör göze parmak değil konu ya da pervane böceği gibi ışığa koşmak hele hiç değil! Salt laiklik eksenli savunu çerçeveli önermelerin, eleştirilerin iktidarı yıpratmaktan öte güçlendirdiği gerçeğini göremeyecek kadar da mı körleştik? Oy sandıklarının seçim günü belki de tamamına yakınının açıklandığı "şaibeli" 22 Temmuz seçimlerinden sonra yaşanan kırılmayı görmeyi bırakın daha önümüzü göremiyoruz! Cumhuriyet'in temelleri ortadan kaldırılırken, türbanlı cambaza bak oyunundayız. Tüm kurumlar uzlaşı içindeyken, biz savaşanlar hedefimize ulaşamıyoruz! Her eleştiri aleyhte propaganda unsuru olarak ok gibi bize saplanıyor. Emperyalizmin projelerinin derinliği ortadayken; biz çözümlemelerimizin başına emperyalizmi koyamadığımız sürece de kaybı yaşamak zorunda kalıyoruz.

 

Programımız açık olmadığı sürece yitirmeye mahkûmuz: AB emperyalizmine karşı savaşımda mıyız? Özelleştirmelere karşı durabiliyor muyuz? Güneydoğu'daki "sorun"u faşist ağalık düzeni ve aşiret sorunu olarak tanımlayabiliyor muyuz? Emperyalizmin, evimizden içeri girdiğimizde televizyonda olduğunu görebiliyor muyuz? AB'ye hayır diyen ancak AB'den hibelerle on iki yıldızla çevrili amblemlerle programlar tasarlayanlara karşı eleştirimizi dillendirebiliyor muyuz? ABD'nin katliamlarını, Irak'ta, Afganistan'da, Kosova'da, Bosna'da, Batı Trakya'da, Gürcistan’da insanlık dışı, ulusları "köpekleştirmeleri"ni anlatabiliyor muyuz? AKP'nin yolsuzluklarının, skandallarının, milletvekillerinin üzerinde duran dosyalarını gündeme getirebiliyor muyuz? Bunları yapamadık, önder kabul edilenlerin şaibeliklerini göremedik, dönemsel çıkışlarıyla muhalefet eden toplulukların, yine o topluluk bünyesinden yükselenlerce satıldığını göremedik, AB'ye karşı diklenenlerin AB projeleriyle beslendiğini kaçırdık. Entelektüel bir tablo çizerek içini kavramlarla donatmak, gerçek resmi oluşturmuyor. Halkın gereksinimleri, ülkenin koşullarını saptamak gerekiyor. İşsizliği, geri kalmışlığı, dış borcu, cari açığı genel olarak ekonomik buhranı irdeleyemedik. Gerçek budur!

Emperyalizmin topla tüfekle gelmediğini, sivil işgal orduları kurduğunu; televizyonla, dernek, vakıf, enstitü araçlarıyla kemirgenleri içimize saldığını birkaç kitapla, on makaleyle açıklamaya çalıştık ama yetmedi, gündeme yerleştirmek için daha fazla dikkat çekmek gerekirken; kısır tartışmalarla bölündük, sıklet merkezleri kurmaya, çatı oluşumlar oluşturmaya çalıştık ancak içimizdeki Truva atlarını göremedik. Kemalistler savaşımın içinde ve çözümlemelerini yapıyorlar da adını sanını işitmediğimiz "kuvvayi milliye" adı altında birileri kalktı, silaha yemin etti; biz sustuk, bu gidiş yanlıştır diyemedik, uyarıcı işlev üstlenemedik. Biz o dönemde de yazdık bu bir operasyondur, fetullahçı istihbaratın bir çabasıdır dedik ancak ulaşamadık, etkili olamadık. Proje çok netti: terör örgütü PKK'yı tasfiye ederek, legalize etme, Kemalistleri tasfiye ederek illegalize etme! PKK'nın tasfiye süreci adım adım gerçekleşirken; televizyonlardaki dizilerde, "vadilerdeki" PKK'yı temsil eden karakterlere şirinlik kazandırılarak sempati yaratılıyor, "şanlı gazi kavramını kullanarak" keskin nişancı PKK'lı afrodit tiplemesi kadınlarla terör örgütüne çekicilik kazandırılıyor. Süreç çok çetin işliyor. "Çete"ler, "terör odakları" diye fetullahçıların servis ettikleri manipülasyonlarla, yönlendirmelerle, gülünç, zekâsız senaryolarla gündeme getirmeye çalıştıkları kaos ortamında gerçek illegalize edilen Kemalistler, ipi çekilmeye çalışılan Kemalistler! Bu noktada tüm Kemalistler ciddi bir biçimde düşünmek durumunda. Bu ulus ya var olacaktır ya da yok olacaktır. Sömürge olarak yaşama hakkı yoktur! Bu gidişi dönüştürmek yine gençlere özgü olacaktır. Önder Mustafa Kemal, "Bursa Nutku"yla, görevi Türk gençliğine vermiştir. Kemalist devrimi tanımlayan, kurgulayan kadrolar bu savaşa giriştiklerinde gençtiler; devrim şehidi Dr. Necip Hablemitoğlu, "Dilde Fikirde İşte Birlik" dergisini çıkardığında, onu tanımayanların deyimiyle "Necip Bey"di ve gençti; Kara Fatma'm genç bir kadın kalpaklıydı, mezun veremeyen yılında tıbbiyelilerim genç hekimlerimdi.

 

Kurgulanan tuzak, yazılan senaryo çok net. Kuklacı ABD, AB, çok uluslu şirketler, silah tröstlerive oyuncular bugün için: Tayyib bey ve şürekâsı, Barzani, Talabani, işbirlikçi kürt gruplarla aşiretler ve PKK. Emperyalizm çok boyutlu geliyor, ekonomik, kültürel, siyasal; talepler aynı, yol aynı, yöntem farklı ve yapı bozumcu. Türkiye'nin gelecek tasarımında; Türk gençliği söz alamazsa ve bu gidişe topyekûn karşı koyamazsa, bağımsızlık ateşini yakamayacak ve şehitlerimizin cansız bileklerinde dalgalanan görev bayrağını kavrayamayacaktır.

 

Savaşmayanların, savaşanları yönetme beceriksizliği körelmedikçe, Türk ulusuna kalım hakkı yok! Ufkun ötesini gören yolculara açık çağrıdır bu kanla yazılan yazı, yolumuz açık olsun!

Yorumlar (0)
Yorum yaz
İletişim Bilgileriniz :
Yorum: