ŞEHİR ALİ’Yİ NE YAPTI? Yazdır e-Posta
Mehmet KÖÇE tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 14 Kasım 2007 09:26

O,Anadolu’nun bir köyünde doğdu. Kendinden önce doğan iki erkek kardeşine Muhammed ve Mustafa adını koydukları için; büyükbabanın “Ötekilere Muhammed Mustafa’nın adını verdik. Bunun da adı Ali olsun. Allah’ın Aslanı gibi yiğit olur inşallah.” önerisi ile kulağına ezan okunarak adı Ali kondu.

Ali, güneşin ışıklarıyla büyüdü. Kuru tandır ekmeği ve tarlada dağda; çiğdem, kömeç, kenger, çağla yiyerek ve kuzu yayarken oyunlar oynayarak gelişti. Grup üyeliğine ilk katılması sidik yarışı ile başladı. Kendisini; diğerlerinden öteyi ıslatarak ifade etti.

 

O,farkında olmadan; köyde erkekler ve kadınlar hep birlikte tarla sürdüler, tohum ektiler, türkülerle ekin biçtiler. Anası, onu yıkamak için hep sokak sokak aradı. Her zaman kıçına şaplağı yiyerek yaptı banyosunu.

 

Yedi yaşına geldiği zaman babasının yardımıyla köy öğretmenini ve onun malı bildiği okulu tanıdı. İçinde yer aldığı topluluk, yeni bir gruptu onun için. Burada yarış; okumak, öğrenmek üzerine idi. Bıyıklı, kısa saçlı, takım elbiseli ve kravatlı öğretmen; ölçülü söz ve davranışlarıyla onu etkiledi.Okula başlarken ve tatile girerken onun elini öptü.

 

O çalışkan ve o kadar da saygın öğretmeninden; Atatürk’ü, cumhuriyeti ve devrimleri öğrendi yaşama dair bilgilerin yanında.

 

İlkokulu bitirirken kız oğlan ayrımını yapabiliyor, dudağı ile burnu arasında ince tüyler oluşuyor;bağ bahçe işlerinde çalışmaktan elleri de irileşiyordu.O güne dek yırtık gömlek ve şalvarının farkında bile değilken serpilmekte olan okul kızları için saçını ıslatıp taramaya başladı Ali.İlk kez okulda aşık oldu bir kıza.Dünya güzeliydi kız.Kaşları gözleri kara üstelik de endamlıydı.Bir gün sert kokulu bir kır çiçeğini onun eline tutuşturup kaçtı ve böylece kendini ifade ettiği için mutluluk duydu.O sıra yani son sınıfta,genç topluluğuna kabul ediliş için yeni bir kavram oluşmuştu; “Kimin yavuklusu var?”Çeşme başında bekler oldu köyün gençleriyle. Çoğu zaman da dayak yedi, çocuktan sayıldığı için.

 

Okul bitti ve öğrenime devam edemedi; köyde ortaokul ve lise olmadığından. Büyüklerle bağın bahçenin ağır işlerine katıldı, çift sürdü ağır aksak giden öküzlerin ardında. Ekin ekti, bel tepti, budadı ağaçları, ürün kaldırdı.Çalıştı Ali;bazen de düğünlere katıldı.Ali yabanda tarlada türkü söyledi;kızlara,aşka ve ürüne dair.

 

Yetişkin oluyordu Ali. Yanaklarından çenesinden hatta bedeninin birkaç yerinden giderek kalınlaşan kıllar çıkıyordu. Sesi erkek sesine dönüyor, kasları, bedeni erkekleşiyordu. Büyüklerle “aşık” atıyor, öğretmenle köyün yetişkinlerinin oluşturduğu topluluğa katılıyordu. Burada yarış, ilkel üretimden modern üretime geçiş, yeni üretim araç ve ilişkilerine sahip olma biçimindeydi.

 

Ali babası ile verimli tohum, aşılı fidan, kullandı. Kooperatiften kredi aldı, traktörle sürdü,ekti;tarlayı,bağı,bahçeyi.Artık inek de koyun da keçi de damızlıktı Ali’lerin ve köylerinin.

 

Bir gün elleri kınalanmış olarak askere gitti Ali. Köye geri döndüğünde, büyük şehir görmüş, farklı lehçeler kullanan insanlar tanımıştı. Ordu, ulusal ordu; o ne görkemli,düzenli ve bir o kadar da devasa sistem.Bu grup yaşama dair anlayışlarını ve davranışlarını değiştirdi Ali’nin.Orta yerde mal üretimi gibi ele gelir bir şey göremedi ama iyi şeyler yaptığını hissetti.Piyade tüfeğini bir dakikada söker,yağlar ve takardı.Atış talimlerinde karavana atmazdı.Etkilendiği ve sevdiği bir komutanı oldu.Komutanını başarısızlığa karşı koruma iç güdüsü edindi. Onun başarısı için bozuk tankları yürüttü. Talim ve yarışmalarda hep on ikiden vurdu. Kendini becerisi ile ifade etmişti bu kez. Komutanı ”Aferin asker.”dediğinde çocuklar gibi sevindi.

 

Topluluğun üyelerinde memleket sevdası ve ona bağlı hasretler görülüyor, kişilik çatışmaları ve gruplaşmalar hemşericilik üzerinden oluşuyordu. “Oğlum senin memleketten adam çıkmaz bre. “Bizim oralarda senin gibilerine süt kuzusu derler yahu.”Eve dönüşü görkemli oldu. Davetlerde gezindi epeyce. Her gittiği yere kucaklar dolusu askerlik anılarını götürdü. Ona yemek ikram edenlere avuç dolusu verdi bu anılardan.

 

Ali, davulların çalınıp türkülerin söylendiği köy düğünü ile evlendi çocukluktan yeni çıkmış bir kızla. Köyün imamı nikahlarını kıydı aynı gün. Gece gerdeğe girerken sırtından yumruklar yedi köyün gençlerinden. Hatta bir iki de çuvaldız batırdılar ona adettendir diye.

 

Kendi ailesi oluştu giderek; bir, iki, üç çocuğu olunca.Ali,kardeşleriyle paylaşmaktan az düşen tarlasında çok çalıştı.Yetmedi ürün;beş kişi ve sonradan gelen bir de kıza.Epeyce kızdı karısına yine kız getirdi;dünyaya diye.Ali,aşk ve sevgi üzerine türküler söylerdi eskiden beri.Tarla,bağ,bahçe az ve bir o kadar da yetmez ürün;giderek yanık ve uzun havalar dolandı Ali’nin diline.

 

Ali yiğitti, taşı sıkar suyunu çıkarırdı. Köyün yaşlıları, gelin ve çocukları hatta öğretmeni daha uykudayken o,kuşluk zamanı çift sürmeden dönerdi;”Tarlaya neden gün doğmadan gidersin ki?”diye soran öğretmene;”Atım serinlikte daha az yorulur, yemi de az yer.”derdi Ali. Öyle bir maharetle sürerdi ki tarlayı; sanki ip çekmişsin de öyle çalışmışsın. Bir köyün dilindeydi; çalışması,saygısı,ruh enginliği ve dinginliği Ali’nin.Başkasının haramına ne el uzatırdı ne de dil.Uçkuru,sadece karısına çözülür;belden ve etekten aşağısına söz üretmezdi.

 

Ali güçlüydü, korkmazdı dağ yılanından; onu elleriyle boğardı. Yılan yada akrep soksa bir iki gündü titremesi Önceden beridir de dayanıklıydı bedeni; hastalıklara, sıyrıklara; bir gün sürerdi ateşlenmesi hem de .

 

Karısı unluk, aşlık isterdi kış günleri; bir de ısınacak odun. Yaz nasılsa geçmekteydi bağın yaprağı, tarlanın yabanın yemlik otuyla. Dağ be kıraç dağ;vermez ki odun.Titrerdi çocukları,karısı ve Ali;incecik pamuk yorganın altında tam da zemheri ayında.Cılız sesli pilli radyonun; ”Bilmem şu feleğin bende nesi var.Zemheri ayında canım,gül ister benden .”türküsüyle varırlardı uykuya.

 

Ali be!..İlk okul bitene dek sınıfları iyi derece ile bitiren ve öğretmeninin “Okusa büyük adam olacak.” dediği Ali;sıkıştı köy yerinde,yoklukla varlık arasında.Omuzları çöktü,türküler söyleyen sesi kısıldı Ali’nin.Köyde sözü dinlenmez,köyün oynak kızlarından çalımlar atılmaz oldu.

 

Köyden kalkmak zamanı geldi bir gün. Emmioğlu kalkmıştı köyden evvel zaman. Şehri, bol kazancı yazmıştı mektuplarında. Şehir güzeldi ve taşı toprağı da altındı. Nereye el atsan para ile doluyordu elin

.

Kırık dökük ev eşyalarını yüklendi Ali. Şehre geldi, emmioğlunu buldu. Çamurdan harcı, yarı taş yarı briket ve tuğlalı;üzeri biraz delik ve paslı teneke saçla kaplı gecekonduya yerleşti Ali ve ailesi.Meraklı ve bir o kadar da yamalı giysilere küçümseyerek bakan,buraya önceden gelmiş diğer köy çıkışlılar,onlara uzaktan ve işçiliklerine ortak görerek baktılar.

 

Emmioğlu, Ali’yi sabahtan ırgat pazarına götürdü. O her türden işte çalıştı. Şehir insanında kendi köy kültürüne yabancı davranışları gördü. Kaypaklık, aldatmak, haraç, rüşvet, adam kayırmak; kısaca arsızlık ve hayasızlık adına ne varsa gördü şehirde. Ali hep çalıştı ama ona ödenen parayla geçinemedi. Ödeyemeyeceği kadar borç sahibi oldu Ali. Kışa girerken için için ağladı bir ara ırgat pazarında işe seçilmeyince.

 

Kızlardan büyük olanı bir dikiş atölyesinde sigortasız iş buldu asgari ücretin yarısına. Ortanca kızlar tezgahtar oldu üç otuz paraya. En küçüğü ilkokula kaydetmişlerdi. Öğretmeni mi yoksa okul müdürü mü; pek anlaşılamadı ama aralıksız paralar istendi okuldan. Kalem, defter bitiyor, yenisini almak zor bir de okula katkı payı çıktı sonunda. İş yok Ali’ye bu şehirde kızların kazancı da az. Ana; o genç kızken köy erkeklerinin etrafında pervane olduğu; eli işe yakışan,pişirdiği yenilen,yıkadığı giyilen;köy yerinde hem tarlada çalışıp çocukları büyüten hem de evi çekip çeviren ana,orta halli evlere gündelikçiliğe gitti.O eve dönüp elde çamaşır,bulaşık yıkayıp yemek hazırladı; kimsenin tavuğuna da kış demedi.Komşu kadınlarla bir tutam tuzunu bile paylaştı.

 

Olmuyor be! Okullu küçücük kız, okuldan sonra da sokaklarda yani varsıllığın oralarda mendil satmalı; soğukta aç bilaç yalın ayak. “Bu çocuklar; mendil satan çocuklar hiç üşümezler mi bu kış ayazında?” “Üşümezler, alışkındırlar soğuğa.”

 

Öyle değil. Tahmininiz doğru değil. Bu çocuklar üşürler hatta üşütmekten hastalanırlar. Ama kolay ölmezler, erken ölüp de bu şehri sizlere bırakmazlar. Onlar aç ve hastadırlar kış mevsiminde de her zaman üşürler. Sizlerin duyamadığı sesle içlerinden türkü söylerler. Bu türküler, baba ve analarından onlara geçen yokluğa ve zorluğa direnme gücünün kültürel yansımasıdır.

 

KÖYDE TAŞI SIKAN, YILANI BOĞAN, TARLAYI İP GİBİ DÜZGÜN SÜREN ALİ;

 

Şehre geldiği günden bu ana dek;

 

            a-Televizyonda hangi yapımların izleyicisi oldu?

            b-Sinemada ve televizyon kanallarında hangi tür filmlere takıldı?

            c-Hangi gazete ve dergilere göz attı?

            ç-Gazete dergi ve televizyon haberlerinde hangi konular üzerine fikir yürüttü ve yakınlarıyla tartıştı?

            d-Hangi tür müzikleri tercih etti?

 

Sosyalleşmesi için onu birileri çevreledi. Bunlar;

 

             a-Siyasetçiler miydi?

             b-Özel çıkar grupları mıydı?

             c-Etnik, dinsel,mezhepsel oluşumların üyeleri miydi?

             ç-Sendikacılar mıydı?

 

Ali yetkin duruma geldiğini hissettiği zaman;

 

        1-Varsıllığı, itibarı vadeden bir partinin ardına mı takıldı?

        2-Sosyal gelişim ve statüsel yükselim derneklerinden birine mi katıldı?

        3-Hali hazır bir çıkar çetesine üye oldu ya da kendi çıkar çetesini mi kurdu?

        4-Etnik, dinsel, mezhepsel gruplaşmaların yarı açık savunucusu ya da üyesi mi oldu?

        5-Sınıfına uyan bir dernek, parti ya da sendikanın üyesi mi oldu?

  

          ALİ’NİN SONU NE OLDU DERSİNİZ? DÜŞÜNÜR, DÜŞÜNÜR OLMAZDAN ÖNCE DİKKATLİ BİR GÖZLEMCİ OLURMUŞ ESKİDEN.

                                                                                                                       16/11/2006

Mehmet_Köçe

AES/ Gaziantep

       

Yorumlar (0)
Yorum yaz
İletişim Bilgileriniz :
Yorum: