| Sınıf Geç(ir)me Yönetmeliği |
|
|
| Mete YAYLA tarafından yazıldı. | |||
| Cuma, 13 Haziran 2008 04:46 | |||
|
Sorunlar yumağına dönüştürülen cennet ülkemiz, her gün değişik mecralara taşınırken, ülkemin sessiz çoğunluğu olan bitenleri yine sessizce seyretmektedir. 2007–2008 eğitim öğretim yılının sonuna gelinirken ve gündeme bomba etkisi yapan gelişmeler de olurken, Mil(li) Eğitim Bakanlığımız sessiz sedasız ortaöğretim sınıf geç(ir)me yönetmeliğini değiştirdi. Bu değişikliğin, eğitim fakültelerinin uzman kadroları ile detayıyla tartışılmadan fısıltı gazeteleri aracılığıyla kamuoyunun tepkisini ölçmeleri çok manidar olmuştur.
Eski yönetmelikte; yılsonu başarı notu ile sınıfı geçemeyen öğrenciler, en fazla üç dersten yılsonunda yapılan "ortalama yükseltme" sınavına girebiliyorlardı. Yeni düzenlemeyle beraber (12. maddesi; öğrenciler ortalama yükseltme ve sorumluluk sınavları döneminde; a) Devam ettikleri ve öğrenim gördükleri sınıfta başarılı ve başarısız olunan en fazla 4 dersten ortalama yükseltme sınavına girer, b) Önceki yıllardan sorumlu olunan derslerden sorumluluk sınavına alınırlar. Öğrenci artık 4 dersten, sınava girme hakkını elde etmiş gibi görünüyor. Fakat yeni sınıf geç(ir)me yönetmeliğinin (7. maddesi: Doğrudan veya yılsonu başarı notu ile sınıfını geçemeyen öğrencilerden; 9 uncu sınıfta en fazla 3, 10 uncu ve 11 inci sınıflarda ise en fazla 2 dersten başarısız olanlar sorumlu olarak bir üst sınıfa devam ederler.) yani; öğrenci başarısız olduğu ve sorumlu olarak bir üst sınıfa taşıdığı 2 dersten, üst sınıfta da başarısız olduğu takdirde sorumluluk sınava girecek olup, bu sayı normal olarak 6’ ya yükselecektir. Hatta 9. sınıftan 10. cu sınıfa 3 dersten sorumlu geçip, bu sorumlu olduğu derslerden tekrar başarısız olduğunda bu öğrenciye 7 dersten sınav hakkı verilmiş olacak. İlk bakıldığında öğrencinin lehine olumlu bir karar gibi görünüyorsa da, liseye giden öğrenci yıl kaybına uğramadan tüm sınıfları geçmiş olacak. Öğrencinin eninde sonunda (öğrenci isterse tabi) lise diplomasını alacağı düşüncesi geliyor insanın aklına. Oysa durum aslında hiç de öyle değil. Başarısızlığa ödül anlamı taşıyacak bu yönetmelikle sağlıklı çözümlere ulaşmak asla mümkün değildir. Bu düzenlemenin öğrenciyi tembelliğe iteceği gibi başarısızlığa da yol açacağı kesindir. İlk sınıflarda başarısız olan öğrencinin üst sınıflarda başarılı olması çok zordur. Zaten ilköğretim de başarısız olan öğrenciler şube öğretmenler kurulu kararlarıyla(Ş.Ö.K) yani; belirli sayıda zayıfı olan öğrencilerin bir üst sınıfa, ya da ortaöğretime geçmeleri sağlanıyor. Zira; geçen yıllarda anadolu ve fen liselerine giriş sınavlarında sıfır çeken öğrencilerin sayısı, hiçte azımsanamayacak kadar çok olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, bu yönetmelik değişikliğinin ortaöğretim de başarıyı getireceği asla düşünülmemeli. Bu tür yapılan değişiklikler öğretmenlik mesleğinin içerisinin boşaltıldığı anlamı da taşıyacaktır. Çünkü; not ve sınıf geçme kaygısı taşımayacak olan öğrenci, öğretmenin bilgi ve donanımından faydalanmak yerine tamamen tembelliğe itileceği gibi öğretmenin moral ve motivasyonunu da olumsuz etkileyecektir. Öğrencinin okul içerisinde boş durmayacağı, başarılı olan öğrencilerin de sınıf içerisinde çalışmasına mani olacaktır. Bu da okullardaki disiplin sorunlarının daha çok artmasına neden olacaktır. Başarı; öğrenciyi bilgi ve beceri bakımından yeterli seviyeye getirmeden bir üst sınıfa taşımak değildir. Bilakis; çağın gerektirdiği bütün eğitim-öğretim ve teknolojilerinden faydalanmasını sağlayarak, soran, sorgulayan, araştıran öğrenci kitlelerini oluşturmak ve aileleri de bu kitleyi sağlayacak potansiyele sahip bir veli profili oluşturmaktan geçer. Bu da okul-öğrenci-aile sacayağının sağlam temellere oturtulmasıyla gerçekleştirilebilir. Eğitim-öğretim faaliyetlerinde af anlamına gelebilecek bütün uygulamalar bu milletin evlatlarına yapılabilecek en büyük kötülük olsa gerek. Oysa bakanlık 1940 ta kurulmuş ve yerine yenisi oluşturulamamış, Köy enstitüleri sisteminde çağdaş eğitim verecek yeni projeler üretip bu ülkeyi gelecek yüzyıla taşıyacak üretken ve çalışkan evlatlarını yetiştirmelidir. Bu konuda eğitim adına yapmış olduğumuz istişarelerimizde, “Köy enstitüsü sistemi, toplumun yararına yapılacak büyük işlerin, ancak halk-devlet ve yetişmekte olan genç kuşakların imecesi, teknik bilgi ve becerisiyle başarılabileceğinin ispatıdır. Bu yolla, toplumu kuşaklar boyunca ödeme yükümlülüklerine sokan iç ve dış borçlanmalar, taahhüt ve özelleştirmeye kilitlenmiş bir tutum yerine, geri kalmış toplumların kendi gücüne dayanarak neler başarabileceği kanıtlamıştır.” Değerlendirmesini yapan AES Genel Başkanı ve Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Öğretim Görevlisi Sayın Cansel GÜVEN’ e katılmamak mümkün değildir. Eğitimin sınav odaklı ezberci sistemin bir şekli olan test odaklı aynı değerlendirme metodunu benimsemesi, günümüzde izah edilebilecek bir şey değildir. ÜretME!, çalışMA!, paylaşMA!, GüvenME!" ezberi verilen evlatlarımıza artık bu ezberi bozacak, Üreten, Çalışan, Paylaşan ve Güvenen nesillerin yetiştirilmesini sağlamak geleceğimize yapılacak en güzel yatırım olacaktır. Eğitimin diğer bir unsuru da aklın bilgi ve beceri ile donatılması ise, eşit öneme haiz diğer bir unsuru da kalbin erdem ve insanî değerlerle donatılmasıdır. Bilgi ve becerinin kötüye kullanılabilme potansiyeli ile tahribin kolaylığı ve boyutunun büyüklüğü günümüzde ikinci unsurun önemini daha da arttırmıştır. Tabi ahlakî değerlerle beraber çağın evrensel değerlerini de öğrencilerin benimsemesini sağlamak ve onları bu değerlerin hükmettiği dünyaya hazırlamakta en büyük sorumluluk yine bakanlığa düşmektedir. Roosevelt demiştir ki: “ Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.
“Millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü iliminden, keşiflerinden, gelişmelerinden yararlanalım, ama unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız” diyen Ulu Önderin izinde geleceğe güvenle bakan nesiller, ülkemizin aydın ve çağdaş yüzü olacaklardır.
“Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun elde ettiği kazançlar sönük kalır . Milletimizi gerçek kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce, büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkâr edemeyiz.” K. ATATÜRK.
Mete YAYLA Anadolu Eğitim Sendikası Konya İl Temsilcisi
|









