Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında geçen sene uygulamaya konulan ve kapsamı giderek genişletilen “Öğrenci Gelişim Raporu” uygulaması öğretmenler için amacına hizmet etmeyen yeni bir angarya olmaya aday görünüyor. İlk olarak İlkokullarda başlayan uygulama gelinen noktada Hazırlık sınıfları ve 9. Ve 10. Sınıfları da kapsayacak şekilde genişletildi. Teorik olarak bakıldığında kağıt üstünde pedagojik olarak kulağa hoş gelen uygulama, pratikte realiteden uzak kalmaktadır. Şöyle ki, rapora esas değerlendirmeler için ne yeterli zaman, ne de kriterleri ölçebilecek uygun koşullar vardır. 40 kişiyi bulan sınıf ortamlarında her bir öğrencinin derinlemesine değerlendirilmesi gereken uygulama, yine kağıt üstünde “mış gibi” olmaya namzettir.
Amacına hizmet eden hiçbir uygulamaya eğitimciler olarak karşı değiliz. Ne var ki kağıt üstünde yapılmış gibi gösterilen uygulamalar ise öğretmen camiasında tatminsizlik sonucunu doğurmaktadır. “Biz ne yapıyoruz” algısından öğretmenleri kurtarmak için gerçekçi çözümler üretilmesi gerekir. Sınıf ortamlarının düzenlendiği, mevcutların düşürüldüğü, öğrencileri yetenek testlerinden geçirebilecek atölye imkanlarının sunulduğu bir ortamda pekâlâ uygulamayı hayata geçirmekten imtina edecek değiliz. Fakat mevcut şartlarda projenin klasörlerle tozlu raflarda arşiv olarak durması kaçınılmazdır.
Öğrencilerin yeteneklerinin ve kişilik özelliklerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi elbette kıymetlidir ve fakat bunun için profesyonel araçlar ve ortamlar gerekir. Sınıf mevcutlarının aşırı kalabalık olması göz önünde bulundurulduğunda, öğretmenlerin bu raporları oluşturmak için ne zamanı ne de fırsatı, yoktur. Ne hikmetse öğretmenin ders saatlerinde sadece müfredat konularını işlemek ve yetiştirmek gibi asli bir görevinin olduğu unutulmaktadır. Ucuz iş gücü görülen öğretmenler, masa başı yöneticilerin tahayyüllerindeki her projenin uygulayıcısı görülmekten vazgeçilmeli, asli görevini yapması için rahat bırakılmalıdırlar. Öğretmenler zaten öğrencilerine temas ediyor, yönlendiriyor, onlar için en iyisini istiyor ve yetiştiriyor. Ayrıca bu gözlemleri raporlaştırmalarını onlardan beklemek en basit tabirle haksızlık ve angaryadır. Sayfalarca sayıp bitiremeyeceğimiz görevlerin yanına her gün bir yenisini eklemekle ne amaçlandığı sorgulamak zorundayız.
Bu bakımdan uygulanabilir, gerçekçi faaliyetlere karşı olmadığımızı, aksine gönüllü ve istekli şekilde katılım sağlayabileceğimizi ve fakat proje geliştirilirken gerçek şartların göz önüne alınması gerekliliğini, sahada görev yapan öğretmenlerin görüşünün alınmasının önemini hatırlatıyoruz.
Anadolu Eğitim Sendikası Hukuk Sekreterliği