Bugün günlerden sen. İçimden her telden yazma isteği var. Coşkunluğumun sınırı yok, o sınırın ötesi mevcut. Ne yazsam, diye düşünmüyorum. Klavye parmaklarımın ucunda ahenkle vuruşlarını yapıyor. Daktilo ile başlayan serüvenime bilgisayar denilen icatla devam etmek de ayrı bir konu benim için. Aklım, yağmurun camlarda bıraktığı seslerde. Cam kenarlarında bekleme yapanların halleri düştü belleğime. Ne çıkacak ben de merak ediyorum. O bekleyenlerin beklemeleri sürmekte ya da yerini ardıllarına mı bıraktı? Yanıtını bilmiyorum.
Hep bu havalar mı deli eder seni? Sırası gelmişken hep bu deli havalar etkiler bedenimi. Elim her an dışarıya koşup çıkacakmış gibi duran kalbimdedir. Bir yağar bir gürler bazen de hapis verir tüm odacıklarına. Damarlarımdaki akıp giden taze kana inat, atık maddelerden arındırmaz vücudumu. Temizlenmez ruhumun en kırılgan noktası da. Ey hayat! Hangi yürek yarasından feyzini aldın da kapana sıkıştırdın tüm aydınlıklarımı? Hangi okyanusun en uçsuz bucaksız noktasına yazdın suretini? İsimlerin suya yazıldığını öğrendik öğrenmesinde de sevmelerin suya kazındığını bilmiyorduk yaşanan sona kadar. Kim bilir belki de bundandır camlara insanın yapışkan bir maddeyle kenetlenmiş biçimde durması. Dışarısı soğuk değildir insanın içinin soğukluğu gibi. Her iklimden her bölgeden değişik türden kokular getirse de baharın kendisi, bir taşımlık kahveye benzer hükmü. Kelepçeye vurulmuş yürekler ve önüne perde çekilmiş gözlerden başka tutam tutam buhar olup uçmak vardır gökyüzüne. En büyük yazgı yazılmamıştır oysa. İsmine beklemenin tüm şekillerini yükleyerek ve en masumane dokunuşların bıraktığı derin izleri kanatırcasına söküp atma savaşıdır çileden çıkaran. Gitmekle kalmak arasında bulunmak da her yiğidin harcı değildir. En zayıfıdır. Yürekli olanın fikri de bellidir duruşu da. Bahara yazılan tüm şiirsel ezberlerin derlenip toparlandığı bir demet çiçektir aslında kaçamak bakışların altında yatan. Yalnızca olması gereken cesaret ve kimlik mücadelesidir. Ne kadar karıştırırsan içini, o kadar da bulandırırsın öfkeni, nefretini, özlemini. Özlediklerinden tek kalan "O" ise sorun yoktur. Yoğunlaştığı yerden çekip kurtarırsın "O" nu. Dağılmışsa o soyut imgeler yumağı, ömründen ömür verirsin bir araya getirip de toparlama hususunda. Dağılan ve parça parça olan kolun kanadındır kimsenin aldırış etmediği. Eli öpülesi dediklerinden bile hayr dua alamazsın yeri gelir. Özlemler yeter de artar aldığın soluklarına. Atın ağzına vurulan gemin düşünü kurarsın bana da vurulsa diye. Korkularınla ve yüzleşemediklerinle geçip giden günlere hayıflanıp durursun çoğaltarak içindekileri. Anlaşılmak zorunda değilsin. Kimseyi mutlu etmek zorunda hiç değilsin. Aynadaki sana bakışının altında bulabilmişsen bir parça huzuru ve güveni, yolunun tüm dikenleri de ayıklanmış olur. Varsın ölümler zemherinin en akıl almaz ayazında kessin nefesini. Neredesin ve nereye gidiyorsun sorusunun yanıtını tek bir şıkta bütünleştirmeyi başarmışsan son noktayı koyabilirsin.
İlk başta söylediğimi yapıyorum. Bugün özgürlüğümün farkına bir kere daha varıyorum ve dağıtıyorum. Yazan da çizen de bölen de parçalayan da benim. Ufkumun daralmasına izin vermiyorum. Yürüyorum kafamı duvarlara vurup, bedenimi kanatırcasına. Bu ilk olmayacak ve eminim son da olmayacak. Dışarıda gürül gürül akan bir yaşam var. O yaşama ayak uyduranı, uyduramayıp çekip gitme erdemini gösteren de! Yargılamadan ve sorgulamadan bir sonraki günün hesabını yapmadan çıkıyorum dışarı. Çemberin tam ortasından...
Özlem RÜSTEM
AES Tokat Erbaa Temsilcisi